Evimle ofisim arasındaki mesafe yürüyerek on dakika. Hayatta en değer verdiğim şey zaman olduğundan seçimlerimi dikkatle yaptım. Trafikte gereksiz zaman geçirmiyor, işime ve özel hayatıma daha fazla vakit ayırabiliyorum. Eminim benimle aynı durumda olanlar vardır.

Hizmet verdiğimiz projelerden birinde bir hafta boyunca etkinlik mekanında bulunmam ve ilgili mekana ulaşmak için de metro kullanmam gerekti. Uzun zamandır toplu taşıma kullanmadığım için ulaşım kartımda ne kadar bakiye olduğunu bile unutmuştum. Metroyu kullandığımda avantajlı konumumun yarattığı olumsuz bir tarafı fark ettim. Herkesin bir hayatı, derdi, sevinci var. Markaların tüketicilere ulaşmak adına gerçekleştirdiği sponsorluk faaliyetlerinde de tüketici deneyimlerini unuttuğunu anladım.

Örneğin, metro istasyonları içerisinde bulunan raket alanlarındaki reklamları gördüğümde, sadece outdoor mecrayı kullanmanın amaçlandığını gördüm. Vagon içerisindeki ekranlarda dönen videoları gördüğümde tamamen ilgisiz içeriklerle dolduğunu fark ettim. Metro çıkışlarındaki yürüyen merdivenleri kullandığımda gördüğüm tüm sıranın aynı afişlerden oluştuğu ilan çalışmalarının neyi amaçladığını anlamaya çalıştım.

Yani çoğu zaman kullanılan araçların, amaçlar için olmadığı kafama dank etti. Diğer tüm pazarlama faaliyetlerinde olduğu gibi sponsorluk konusunda da niyetlerle sonuçların uymadığını netleştirdim. Sponsorluk, tüketicilere ulaşmak adına kullanılan bir pazarlama aracı ise, markalar neden tüketicilere odaklanan sponsorluklar yapmak yerine, sponsorluğu yapmış olmak için yapıyorlar?

 

Tüketiciler Kimdir? Nasıl Önceliklendirilir?

Sponsor olduğunuz her projenin ulaşabildiği bir kesim vardır. Sponsorların, ilgili kişiler için nelerin önemli olduğunu bilmeleri gerekir. Onlar için neyin önemli olduğunu anlamazsanız, tüketicileri odağınıza alamazsınız. Ulaşabileceğiniz kitleleri zaten tanımladığınızı düşünüyorum.

Ulaşacağınız insanların kim olduğunu ve nasıl etkileşime girdiklerini bildiğinize göre, deneyimleriyle ilgili en iyi ve en kötü şeyleri düşünün. Ardından insanların neleri önemsediklerini, motivasyonlarını düşünün. İnsanların projeden veya sponsorlardan ne gibi beklentileri olabilir? İnsanların en çok ihtiyacı olabilecek şeyler hangileri? Bu sırada çok sayıda fikir ortaya çıkacaktır.

Bulduğunuz fikirlerin ardından temel bazı soruları kendinize sorun. Tüketici beklentilerini güçlendirmek için ne yapabiliriz? Ne yaparsak daha uzun süre devam edebiliriz. Tüketicilerin en kötü deneyimlerini nasıl iyileştirebiliriz? Rahatsızlıklarını nasıl hafifletiriz? Zorluklarını nasıl azaltırız? Tümünü değerlendirerek çok sayıda tüketici odaklı aktivasyon fikrini bulabileceksiniz.

 

Tüketici Olmanın Nasıl Bir Şey Olduğunu Unutmayın

Markalar, tüketicilerini tanır. En nihayetinde ortak hedef, ilgili tüketicilere daha çok satış yapmak ve gelir elde etmektir. Her birimiz de aslında başka bir markanın tüketicisi olmaya devam ediyoruz. Bahsetmek istediğim konu, tüketicileri bir müşteri olarak görmek ile tüketici deneyimi arasında bir fark olduğudur.

Sponsor olduğunuz bir etkinlikte sizi el üstünde tutmaları, özel ilgili göstermeleri, ön koltuklardan yer ayırmaları oldukça normaldir. Aynı şekilde bir spor kulübüne sponsor olursanız protokol tribününden veya localardan müsabakayı izlersiniz. Ağırlanma seçeneklerine her sponsorluk anlaşmasında dikkat edilir. Ancak ilgili haklar için bir ayrıcalığa sahip olmanız, gözünüzü kör ediyor olabilir.

İşe yaramayacaksa sponsorluğu niye gerçekleştiriyorsunuz? Tüketiciler faydalan(a)mayacaksa amacınız nedir? Güzel örnekler vererek biraz daha anlamanızı istiyorum.

Bir fotoğraf etkinliğinde, sponsor olan marka bir stant açar ve hedef kitlesine dokunmak adına ücretsiz lens temizliği yapacağını belirtir. Etkinliğe katılan fotoğrafçılar da standa uğrar. Markanın tercihi, sadece kendi ürünlerini kullananlara lens temizliğini sağlamaktır. Yani rakiplerin cihazlarını kullananlar ortada bırakılmıştır. Bu resmen binilen dalın kesilmesidir. Kameraların ve lenslerin pahalı ekipmanlar olduğunu ve lens temizliği sırasında karşılaşılabilecek olası çizilme vb. olumsuzluklara karşı markanın risk almak istememesini anlıyorum. İlgili riski, lensini temizletmek isteyen fotoğrafçı zaten alacaktır. Belki de lens temizliği yapılan rakip marka kullanıcısı, ileride sizin markanızı tercih edecekti. Amaç lens temizliği yapmak değil ki! Amaç tüketici deneyimini üst düzeye çıkarmaktı.

Sponsorluk haklarını kullanırken bir şeyi şart koşmak, tüketiciye uygun olmayacaksa değerlendirilmemelidir. Örneğin, bir banka olduğunuzu düşünelim. Amacınız yeni müşteri kazanmak olsa bile sizin bankanızın kredi kartını kullanmadığı sürece işlem yapılmasını engellememelisiniz. Yapacağınız şey sizin kartınızı kullanan kişi sayısını artırmak üzere onları özel indirimlerle teşvik etmek olmalıdır.

Hedef pazarınızın tamamına veya çoğuna sağlayabileceğiniz küçük, anlamlı faydaları düşünmelisiniz. Örneğin sponsor olduğunuz etkinlikte ücretsiz biletlere sahip olduğunuzu varsayalım. Biletleri de hedef kitlenize fayda sağlamak üzere ücretsiz olarak dağıtacağınızı düşünelim. Çekiliş yaparak veya Instagram sayfanıza abone olmalarını şart koşarak ücretsiz bilet kazanma şansları olduğunu duyurmak yerine, herkesten önce biletleri alabilecekleri özel alanlar sunmayı tercih etmelisiniz.

Tüketici deneyiminin önceliklendirildiği herhangi bir sponsorluk faaliyetinin başarısız olma şansı yoktur. Gerekirse logonuz daha az gözüksün ama kitlenize onlarla birlikte olduğunuzu gösterin. Tüketiciler, siz bir kültür-sanat projesine sponsor olduğunuz için size daha fazla bağlanmaz. Sponsor olduğunuz kültür-sanat projesinde onlara katkı sağlarsanız bağlanırlar. Sağlayacağınız katkı ufak da olabilir; önemli değildir. Önemli olan onları değerli hissettirebilmenizdir.

 

Kendi Müşterinizi Biraz Kayırabilirsiniz

Evet, potansiyel müşterilerinizi düşünmek iyidir ancak mevcut müşterinize pozitif ayrımcılıklar yapabilirsiniz. Markanızı yalnızca herkese eşit derecede çekici gelecek “kazançlar” sunmakla sınırlandırırsanız, mevcut müşterilerinize değerli olduklarını göstermenin güçlü yollarından birini kaçırmış olursunuz.

Örneğin, az önce ifade ettiğim lens temizliği konusundaki marka, herkese lens temizliği yapsaydı ancak ilk 50 kişi için kendi markasını kullananları önceliklendirdiğini belirtseydi müthiş olabilirdi. Hatta ilgili aktivitenin etkinlikten sonra, mağazaların içerisinde gerçekleştirilmesi, potansiyel müşterilerin mağazaya gelme olasılığını dahi artırmış olurdu.

Örneğin, çok sayıda insanın katıldığı İstanbul Maratonu’na sponsor olduğunuzu düşünelim. Kayıtlar sırasında sadece kendi müşterilerinize özel olacak şekilde ek kayıt stantları açarak, uzun kuyruklarda beklemelerinin önüne geçebilirsiniz.

Müşteriniz olmayan kişilerin, müşterileriniz kadar çok kazanç elde edememesi konusunda endişelenmeyin. Onları da gözetebildiğiniz sponsorluk aktivitelerinde bulunduğunuz sürece sponsorluğunuz başarılı olacaktır.

 

Sponsorluğun Boyutu Değil İşlevi Önemlidir

Önemli olan sponsor olunan projenin büyüklüğü değil, projenin hedef kitlesi ile marka arasındaki alaka düzeyidir. Eğer markanız, projenin sahiplendiği değerlerle anılmak istemiyorsa veya sponsor olunan proje karşılaştığınız problemleri çözemiyorsa büyük çaplı bir sponsorluk anlaşması imzalamanızın bir katkısı olmayacaktır.

Bir sponsorluğun inanılır olması için ulusal veya uluslararası çapta olması gerekmez. Verimlilik için niş odak kitlenize ulaşılması bile yeterli olabilir. En basit örnek, fuarlar, kongreler, konferanslardır. Salonda 200-300 kişinin olması, sponsorluğun sadece salondaki kişileri kapsayacağı anlamına gelmez. Evet, salondakiler için ek faydalar sağlayacak olabilirsiniz. Yine de yapacağınız faaliyetlerle salonda olmayan ancak hedef kitleniz arasında yer alan diğer insanlara ulaşabilirsiniz.

Sponsorluğunuzla ilgilenen insanların yalnızca bir kısmının yüz yüze etkileşimde bulunduğunu kabul etmek çok önemlidir. Tüketici odaklı sponsorluk yapmak, nerede olurlarsa olsunlar ve nasıl etkileşimde bulunurlarsa bulunsunlar onlara değer katmayı düşünmeniz gerektiği anlamına gelir. Bir futbol takımına sponsor olduğunuzda sadece tribünde olanlara değil takımın tüm taraftarlarına ulaşmayı istersiniz.

Diyelim ki Türkiye Futbol Federasyonu’nun resmi sponsoru oldunuz ve doğal olarak pazarlama faaliyetlerinizde milli takımın yer aldığı içerikler üretebiliyorsunuz. Anlaşmanız kapsamında bazı milli futbolcuları reklam yüzünüz olarak kullanma hakkına da sahip oldunuz. Futbolcuları kullanarak sadece milli takıma sponsor olduğunuzu duyuracak bir reklam filmi çekip yayınlamanızın size ne katkısı olacaktır? Bilinirlik sağlamak sizi tatmin eder mi? Tüketicileri işin içine katan bir kampanya hazırlamanız daha faydalı olmaz mıydı?

Tam da bu noktada, yeniden, amaçlara uygun hareket edilmesi gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Amacınız kampanya yapmak değildir. Arçelik’in milli takımlar ana sponsorluğu kapsamında yürüttüğü “50 inc TV’lerde iade” kampanyasını, hedefine ulaşmayan bir sponsorluk aktivitesi örneği olarak verebilirim. Arçelik’in odağına tüketicileri aldığı onlarca güzel kampanyası var; örneğimi lütfen markadan bağımsız olarak düşünün. Arçelik’in milli takımlar ana sponsorluğu için yayınladığı kampanya: https://www.youtube.com/watch?v=AZrGSjSKgg0

Milli takımın oldukça iddiasız ve finale kalma şansının sıfıra yakın olduğu bir dönemde verdikleri mesaj tüketiciler tarafından oldukça olumsuz karşılanmıştır. İlgili videonun altındaki yorumları incelerseniz, çok sayıda kişinin yaptığı olumsuz yorumları görebilirsiniz. Nitekim, daha sonradan Arçelik, atılan her gol için indirim sağlayacaklarına yönelik ek bir kampanya hazırlamak durumunda kalmıştır. (https://www.youtube.com/watch?v=RyBkhc5sadw) Keşke, ilk kurgulanan kampanya sadece ikinci kampanya gibi olabilseydi.

 

Etkili Olmayacaksa Yapmayın

Eğer bir filme sponsor olursanız ve ürün yerleştirme hakkını değerlendirecekseniz, en etkili şekilde kullanmak istersiniz. Amacınız potansiyel izleyicilere ürününüzü veya hizmetinizi göstermek olmamalıdır. Ürünü veya hizmeti, film içerisine tesir edecek şekilde entegre etmeli ve değerini yansıtmaya çalışmalısınız. Karakterin hiç kullanmadığı, senaryoya hiçbir tesiri olmayan, arka planda bir yerde gözüken bir ürün yerleştirmenin faydası olmayacaktır. (Filmsponsoru.com üzerinden daha detaylı bilgiye erişebilirsiniz.)

Başka bir ürün yerleştirme uygulaması olarak bir YouTube kanalı üzerinden örnek vereceğim. Abone sayısı ve izlenmeleri oldukça yüksek olan futbol odaklı spor kanalı Vole, müsabakaların ardından maç yorumlarının yapıldığı programlara sahiptir. Galatasaray-Beşiktaş derbisinden hemen sonra da “3. Devre” isimli programını gerçekleştirmiştir. Daha önceden kanalın sponsoru olmayan Eti, Hoşbeş markası ile programa bir ürün yerleştirme yapmıştır.

İlgili videoyu buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.

Eti’nin amacı, sanıyorum; lezzeti ile öne çıkan ürününün, geneli erkek izleyicisi olan ve maç seyreden insanlar tarafından tüketilmesini sağlamaktı. Nitekim, her bir yorumcunun önünde bir Hoşbeş ürününün bulunmasını başka türlü açıklayamayız. Peki herhangi bir yorumcu, 1 saat 49 dakika uzunluğundaki  programda herhangi bir Hoşbeş ürününü tadıyor mu? Tabi ki hayır. Hatta gözükmemek adına çaktırmadan yemeğe çalışanlar olmuş. Peki ürün hakkında bir yorumda bulunan da mı yok? Hayır, yok. İşin daha kötüsü, aynı programda onlarca alt bant reklamı ve 3 farklı markaya özel sponsorluk bölümü yer alıyor.

Sizin için yorulmadan, 1 saat 49 dakika uzunluğunda olan videoyu saniye saniye takip ettim. Kaç marka tarafından kaç kez alt bant reklamı girmiş biliyor musunuz? Gösterim sırası ile belirtiyorum; D’S Damat (4), Getir (3), HDI Sigorta (2), Domino’s, Vitocco, Turk.net, Tıkla Gelsin (Burger King), Tuttur (3), Hotiç, istanbul.net ve MediaMarkt (2). Videoda 11 farklı markanın toplamda 20 adet alt bant reklamından başka neler var? Vitocco, Tuttur ve MediaMarkt markaları için üç farklı özel sponsorluk bölümü hazırlanmış ve ilgili markalar tüketicilere yönelik bazı yaklaşımlarda bulunmuş. Vitocco, forma çekilişi yapmış; Tuttur, tutmayan kuponlar için 100 TL iade vermiş; MediaMarkt, maçın karesini seçmiş. Sadece özel içerikli olanlar değil, bazı alt bant reklamı veren markalar bile Vole izleyicilerine özel indirimler sağlamış.

Eti’nin bir alt bant reklamı var mı? Video açılışında veya sonunda jenerikte gözüküyor mu? Video boyunca herhangi bir alanda logosu var mı? Adı açıklama metinlerinde geçiyor mu? Sabit yorumda var mı? Bir anket yapılmış mı? Hiçbiri yok. Videoyu biraz daha analiz etmek üzere tüm yorumları okudum. Yorumların hiçbirinde ne Eti ne de Hoşbeş hakkında tek kelime bile edilmemiş durumda. Dolayısıyla yapılan iş, tüketiciye geçmemiş diyebiliriz.

Peki o ürün yerleştirmeyi yapmak bedava mı? Sadece yorumcuların önüne ürün koyarak ne amaçlanmış olabilir? Bütçenin doğru yönetilemediği sizce de çok açık değil mi? Sadece, ilgili kanal çok izlendiği veya potansiyel hedef kitlenize uygun olacağını düşündüğünüz için bir sponsorluk yaparsanız eksik kalacaktır. Tıpkı, outdoor mecralara reklam vermek gibidir. İçerikte tüketiciye yönelik bir fırsat veya bir call to action yoksa insanlar sadece önünden geçer. Daha sonra önünden kaç kişinin geçtiği bilgisi üstten yuvarlanarak, kabaca, markayla paylaşılır. Markaların çoğu içten içe inanmasa da aralarında o kadar kişiye gerçekten ulaştığını düşünenler de olabilir.

 

Yaptıklarınızda Bir Neden Arayın

Kendinizi insanların yerine koyun. Uygulayacağınız herhangi bir sponsorluk aktivasyonunu, tüketicilerin deneyimlerini zorlaştırmak yerine iyileştirmek amacıyla planlayın.

Örneğin, bir etkinliğin Wi-Fi isim sponsoru olduğunuzda, ziyaretçiler ücretsiz olarak sağlayacağınız internet altyapısını deneyimleyecektir. Etkinliklerdeki en önemli sponsorluk kategorilerinden biridir. Tabi, sağlanan internet hızını kontrol etmezseniz veya herhangi bir teknolojik aksama yaşanırsa sponsorluğunuz da olumsuz etkilenecektir. Yani amacınız Wi-Fi isim sponsoru olmak değil, tüketicilerin ücretsiz olarak hızlı internete sahip olmalarını sağlamaktır.

Bir etkinliğe sponsor olduğunuzda tek odaklanmanız gerekenler potansiyel müşterileriniz olmamalıdır. Aynı zamanda mevcut müşterilerinizi teşvik etmelisiniz. Örneğin, katıldığım bir etkinlikte Vodafone, yeni hayata geçirdiği “Her Şey Yanımda” hizmetini duyurmak üzere broşürler dağıtmıştı. Ancak broşür içerisinde sadece yeni üyeliklerde geçerli olacak 50 TL indirim vardı. Oysa ki ben zaten ilgili hizmeti çoktan kullanmıştım. Yani ilgili faaliyetin bana hiçbir faydası yoktu. Sadece yeni müşteriye odaklanmanın en fazla kısa vadeli bir etkisi olabilir.

Farklı bir örnek olarak Yemeksepeti, yeni veya eski müşteri olup olmadığını önemsemeyerek, Market uygulamasında geçerli olacak 50 TL indirim kodu vermişti. Ne yazık ki kodun geçerli olabilmesi için sepette minimum 150 TL değerinde ürün olmasını şart koşmuştu. Koyduğu gereksiz şart ile işi zorlaştırmıştır. Eğer 50 TL’yi zaten gözden çıkardıysanız, neden bir şart koyuyorsunuz ki? Karlılığı gözetiyorsanız şartlı 50 TL yerine şartsız 30 TL indirim sağlamanız daha etkili olmaz mıydı?

Aynı etkinlikte BluTV ise etkinliğe özel belirlediği bir kod ile herkese ücretsiz 1 yıllık abonelik fırsatı sundu. Kod sadece etkinlik süresi boyunca geçerliydi. Şartsız, koşulsuz. Hali hazırda bir BluTV aboneliğim vardı ve kodu girdiğimde abonelik süremin sonuna 1 yılın otomatik olarak eklendiğini gördüm. Eğer aboneliğim olmasaydı da kullanıp potansiyel müşterisi olabilirdim. Hangi markanın daha çok kazanım elde ettiği herhalde çok açıktır.

Türkiye’deki önemli markaları bir araya getiren Brand Week etkinliğine her sene katılırım. Hem hizmet verdiğimiz markalar için görev alır hem de etkinliğin sunabileceği tüm imkanlardan en üst düzeyde faydalanırım. Etkinliğe sponsor olan markalar yıllar içerisinde değişse de değişmeyen tek şey markaların aktivasyonlarının çeşitliliğidir. Markalar iki türlüdür; stantları üzerinden tüketicileri işin içine dahil edenler ve “katıldım” demek için stant açanlar.

Aynı etkinlikte bir boya markasının standı üzerinden, tüketici bilgilerini de talep ederek, küçük kutularda olan boya ürününü sampling olarak dağıttığına şahit oldum. Zaten ağırlığı ve hacmi gereği taşıması da zor olan ve renk alternatifinin olmadığı bir boyaya kimin ihtiyacı olabilir ki! Marka, boyayı ücretsiz olarak dağıtarak ne elde ettiğini düşünüyor? Biraz da iyi örneklere bakalım.

Konuşma yapma hakkına sahip olan bir gıda firması, kendi oturumu öncesinde, salonun girişinde konumlandırdığı görevlileri üzerinden, salona giriş yapan herkese, içerisinde ürünleri ve indirim kuponlarının olduğu bir paketi ücretsiz olarak sağlamıştır. Ürün hakkında bilgisi olmayanlar ürünü deneyimlemiş, salonda oldukları için kendilerini şanslı hissetmiş ve ürünü beğenirlerse faydalanabilecekleri bir kupona sahip olmuştur.

Alternatif olarak aynı etkinlikte, basketbol milli takımına sponsor olan bir teknoloji markasının, ziyaretçilerin dinlenme fırsatı buldukları mola alanlarına basketbol turnikeleri yerleştirdiğine de şahit olabilirsiniz. Sponsorluk aktivasyonu, ziyaretçilerin atacakları her bir sayı için hali hazırda yürüttükleri bir sosyal sorumluluk projesine katkı sağlayabileceklerine yönelik bir aktivitenin uygulanması ile devam eder. Zaten molada olan bir kişi, hiçbir masrafa katlanmadan, belki can sıkıntısını gidermek üzere, belki de arkadaşlarıyla yarışarak, ayrıca katkıda bulunduğunu da düşünerek basket atmaya çalışır.

Gördüğünüz üzere basket örneğinde herkes kazanır. Marka, ürünleri için indirim kuponları sağlamaya çalışmamış; etkinlik sponsorluğunu sponsor olduğu diğer faaliyetle pekiştirmiş, sosyal sorumluluk projesini şahlandırmış ve tüketicileri odak noktası haline getirmiştir. Tüketiciler hem hoş zaman geçirmiş hem de katkıda bulunduklarını hissetmiştir. Proje sahibi ise ilgili sponsorluktan gelir elde etmiştir.

 

İnsanları Zahmete Sokmayın

Sponsorluk aktivasyonunu kullanıcı odaklı yapmak adına, uygulanacakları karmakarışık hale getirmemek gerekir. Basket atmak, pedal çevirmek, bir şeyi izlemek kolaydır. İnsanlara bir çarkı çevirttirmek ve çıkan ödülü hediye etmek kolaydır. Hedef pazarlarla etkileşiminiz, basket örneğindeki gibi mümkün olduğunca basit olmalıdır. Kolay olmasıyla birlikte ulaşılabilir olmasını da gözetebilirsiniz. Standınız önünde uzun kuyruklar oluyorsa, insanların ayakta beklemesi iyi bir durum olmayacaktır.

Gerekli olmadıkça, insanların kişisel bilgilerini toplamayın. Sosyal medya hesabınızı takip ettirmeye, sosyal medyadaki bir içeriğinizi repost- retweet ettirmeye, belirlediğiniz bir hashtag ile post attırmaya çalışmayın veya bunların tamamını aynı anda istemeyin. Faydalanmaları için uygulamanızı indirmeyi şart koşmayın. İnsanların e-posta adreslerini almak, markanızla ilgili algılarını ve davranışlarını değiştirmek için bir ön koşul değildir. Sadece verilerini alarak, onlarla gerçekten bağlantı kurma, yakınlık ve tercih oluşturma, markanızın savunuculuğunu yapma fırsatını kaçırmayın. İnsanlara sizinle bağlantı kurmaları için bolca fırsat ve sebep verin ama bunu fayda görmeleri için bir şart haline getirmeyin.

Bırakın insanlar zaten kendileri istedikleri için uygulamanızı indirsinler. Zaten onları düşündüğünüz zaman, doğal olarak bilgilerini sizinle paylaşacaklardır. Sponsorluk aktivitelerinizi, hedeflerinize doğrudan değil dolaylı yoldan ulaşmak adına kullanmayı tercih edin. Bu sayede elde edilen yeni verilerin dönüşü çok daha etkili olacaktır.

Kazan-kazan-kazan sponsorluğunun temel önermelerinden biri, hedef pazarlarınızın tamamının gözetilmesidir. Büyük bir faydayı birkaç kişiye sağlamak yerine, küçük bir faydayı geniş kitleye aktarmaya çalışmalısınız.

 

Vasatlıktan Kurtulun, Markanıza Sadık Olun

Vasat sponsorluklar için hiçbir mazeret yoktur. Sponsorluğunuz anlamlı bir etki yaratacak kadar iyi değilse, ne etliye ne sütlüye karışmışsa, neden sponsor oldunuz? Kazanmak için sadece kurallara uymak durumunda değilsiniz. Kuralları değiştirin. Gerekirse mevcut sponsorluk anlaşmanız için tuzak pazarlama yöntemlerini deneyin. Sahip olduğunuz ekstra fikirlerin proje sahibi tarafından onaylanmasını sağlayın.

Tamamını gerçekleştirirken markanızdan ve sahiplendiklerinden uzaklaşmayın. Rakiplerin faaliyetlerini dikkate almayın. Kendi markanıza bakın ve markanızın gerçekte neyle ilgili olduğunu göstermenin yollarını bulun. Markanız hız ile anılıyorsa, hızlı şeyler yapın. Markanız yenilikçiyse, gerçekten inovatif bir şey yapın. Markanız nostaljikse, hayranların anılarını paylaşmaları için bir yol yaratın. Markanız hayvanları gözetiyorsa, ona göre davranın. Markanız müşterileri anlamakla ilgiliyse, insanların deneyimlerini kişiselleştirmelerini sağlayacak şekilde yararlanın.

Etkinlik ajanslarının her markaya önerdiği sıradanlaşmış şeylerle yetinmeyin. Her sene aynı şeyleri yapmayın. Olayı çözdüğünüzü düşünüyorum.

 

Sonuç Olarak

Sponsorluk anlaşmalarının tüketiciler için ne anlama geldiği ısrarla görmezden geliniyor. Bazı markalar bunu umursamıyor bazıları da farkına bile varamıyor. Bazıları ise tüketiciyi zaten hiç önceliklendirmeyerek tüketicilerin sponsorluklar için ne anlam ifade ettiğini bile anlamıyor.

Marka ihtiyaçları önemlidir ama söz konusu sponsorluk olduğunda hedef kitlenin ihtiyaçları daha önemlidir. Onları anlamazsanız, saygı duymazsanız veya ihtiyaçlarını karşılamazsanız, markanızın ihtiyaçları da karşılanmayacaktır. Tüketicilerin kazanımları işlevsel veya duygusal olabilir, küçük veya büyük olabilir, genel geçer veya eşsiz olabilir, fark etmez. Onların yanında olduğunuzu hissettirdiğiniz sürece işler yolunda olacaktır.

Sponsor olduğunuz bir projede uygulayabileceğiniz aktivasyonları birlikte planlayabiliriz.

 

Bir sonraki yazımda görüşmek üzere…

H. Alper Koç
Anasponsor Kurucu Ortağı